Bir Delikanlının Ardından

Nurettin Taner'in ardından yeğeni Prof. Dr. Zeki Taştan'ın yazısı...

Bir Delikanlının Ardından

1970’li yıllar. Avrupa’ya iş için giden gidene... Ağrı’nın Ozanlar Köyü’nden de bir delikanlı bu kervana katılarak Paris’e gidiyor. Sarılıyor dört elle bir inşaat işine. Zamanla patronu tarafından çok seviliyor. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, ciddiyetiyle kısa zaman içinde yükseliyor kariyer basamaklarını. 
Bir gün köyden bir mektup alıyor. Babasından gelen mektuba çok seviniyor. Başlıyor gözyaşları, saygı, hasret ve sevgiyle mektubu okumaya. Sona doğru birden irkiliyor! Babası beş yıldır Fransa’da çalışan evladını köye geri çağırmaktadır. Sarsılıyor aniden. Tam işleri rayına koyup iyi para kazanmaya başlamışken nerden çıktı bu geri dönüş talebi? Üstelik köyde kendisine ciddi anlamda ihtiyaç da yok! Babası Hacı Beşir (Allah rahmet eylesin) oğlunun Paris’in süslü ve renkli hayatından kaybolup gideceğinden mi endişelendi acaba? Oysa bizim Delikanlı orda da namazında, niyazında... Ağzına bir dirhem içki de sürmemiş üstelik!
Bizim delikanlı cevap yazıyor babasına. Saygı ve selamla yürüyen satırların sonunda kısa zaman içinde nasıl başarılı olduğunu, babasına layık bir evlat olarak ne kadar sevildiğini, takdir edildiğini; hülasa işinin ve kazancının çok iyi olduğunu yazıyor. Sonuna da “kalsam iyi olacak” temennisini biraz korkarak biraz da endişeyle ekliyor mektubun sonuna.
Gel zaman git zaman mektuba cevap gecikmiyor. Kısa fakat keskin bir cevapla değişiyor bizim delikanlının kaderi:
“Dön! Yoksa hakkımı helal etmem! Evlatlıktan reddederim!”
Ne yapsın gariban delikanlı? Başlıyor bavulunu toplamaya! Kendisini çok seven patronu, büyük bir güvenle inşaat işlerinin organizesinin tamamını devrettiği delikanlıya adeta yalvarırcasına “Kal!” deyip yüksek meblağda paralar teklif etse de bu sözler bizim delikanlıyı sarsan “Evlatlıktan reddederim!” tehdidinin yerini tutar mı? Fransız patron tabii ki bu duruma anlam veremeyerek yani ataerkil bir yapının gelenek-göreneklerine “Fransız” kalarak, üzüle üzüle razı oluyor çocuğu gibi sevdiği delikanlının ta Paris’ten Ağrı’nın bir köyüne geri dönüşüne!
....
Öykünün kahramanı rahmeti Nurettin Tanır...
Üç ay önce Darıca’daki hasta yatağında bu hikayeyi dinlerken dönüşü için pişmanlık yaşayıp yaşamadığını niçin sormadığıma öyle pişmanım ki! Çünkü o dönüş onun ve tüm ailesinin yaşantısını temelden değiştiriyor.
Paris wve Ağrı’yı bugün dahi mukayese etmeye gerek var mı?
Fransa’da kısa sürede işinde yükselen delikanlı Nurettin elbetteki memleketinde de bu başarıyı sürdürecektir!
Ömrünü vakfediyor dine ve diyanete...
Hizmet ediyor hakkaniyete...
Çok da iyi bir zanaatkar olan Nurettin Dayı, marangozlukta da muhteşem işler başarıyor.
Bu başarının ayrıntılarına girmeye gerek yok sanırım. Tanıyanlar bilir! Fakat bugün içimizde babasının tek bir sözüne boyun eğip kaderini değiştiren kaç kişi var ki! Hatta kaldı mı ki?...
Hacı Nurettin, o günden sonra Ağrı’dan çıkmadı. Esnaf ve zanaatkar olarak; ayakta kalabildiği son ana kadar da hep çalıştı Ağrı’da. Bir kanaat önderi olarak ayol gösterdi; herkesin imdadına koştu. Gerçek ve samimi bir Müslüman olarak dine ve diyanete nice hizmetler etti. 
Ta ki Darıca’ya taşınıncaya kadar. Orada kanser illeti dost oldu kendisine. Hatta öylesine yakın bir dost ki bir an olsun yalnız bırakmadı kendisini. Öyle bir sardı ki Fransa’dan Ozanlar’a; Ağrı’dan Darıca’ya giden bu yolcuyu ebedi âleme götürene kadar!
Allah rahmet eylesin.
Mekanı Cennet olsun İnşaallah.
Biliyorum onu tanıyanlar varsa bu satırlarla ve benimle birlikte gözyaşlarını siliyordur!
Fakat Fransa’dan Ağrı’ya dönüşün o delikanlıya çok güzel de bir nam bıraktığını düşünerek teselli bulmak lazım. 
Defin işleri için Van’dan İstanbul’a uçarken; Diyadin’den bir grup talebesinin de yola çıktığına şahit olunca ne kadar gurur duyduğumu anlatamam! Kime nasip olabilir ki bu teveccüh! Evlat, tamca, dayı, kardeş değil; bir zamanlar ondan feyz almış bir grup vefalı talebe... 
Haaa... Unutmadan!...
Onu tanımayanlar için birkaç kelam daha edelim!..
Hacı Nurettin’in en büyük özelliklerinden birisi de mangal gibi bir yüreğe sahip olmasıydı.
Gerçekten çok cesur bir Müslüman’dı... 
Çok da kuvvetli biriydi.
Kimseye eyvallahı olmadığı gibi her daim dimdik durandı.
Kimsenin hakkını yemeyen samimiyet timsali bir âlimdi.
Onu tanıyanlar şahitlik ederler ki 12 Eylül darbesinde caddeye çıkıp Kenan Evren’i protesto eden Türkiye’deki tek kişidir!
Hatta PKK’nın kepenk kapattırma eylemlerinde dükkanını açık bırakan ve elinde kazma sapıyla Cumhuriyet Caddesinde bekleyen yine kendisidir. Bu yüzden kendisine ‘deli’ diyenler de vardı.
Oysa o bir ‘veli’ydi...
Maalesef Ağrı’dan değil dünyadan ayrılıyor bir bir güzel insanlar...
Prof. Dr. Zeki Taştan

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER