YÜREĞİMİN ANNELERİNE

Küçük bir çocukken:

“En çok kimi seviyorsun?” diye sorduklarında, hiç sektirmeden soruyu:

“Babamı…” derdim.

Çünkü ben babamı hakikaten çok sever(d)im.

Oysa normalde herkes annemi diye cevaplar bu soruyu.

Ben kendimi bildim bileli babam hep gurbetteydi ve ben ona hep hasrettim.

Gurbet, dediysem uzak…

Çok uzak.

Hadi deyince gelinecek gibi değil.

Belki ondan…

Belki, bana hep hediyeler gönderdiğinden( bu pek pragmatist oldu ya)

Belki de elini tuttuğumda yada kucağında uyuyakaldığımda,

O heybetli adamın bana hissettirdiği o güven duygusu…

Ben öyle cevaplayınca soruyu, tebessüm ederdi babam.

Anam susardı öyle, hiçbir şey söylemezdi.

Ama sevmekten geri kalmazdı,

Okşardı saçlarımı, yanağımdan öperdi.

Hele bir “Balam!”, deyişi vardı ki her sesi ayrı bir dünya,

Ayrı bir adanış,

Ayrı bir sevda…

İddiam odur ki, dünya yaratılalı beri hiçbir canlı evladına o kadar içten söylememiştir o kelimeyi.

Babam, gurbete, yanına alınca bizi, ben kavuştum babama ya, sorunun cevabı değişmedi.

Ben yine “Babamı…” dedim.

Beş yaşında ilk siyasi kavgamı (!) ettiğimde (şaka değil, mevzu siyasiydi), komşunun üç çocuğu birden çullanınca üstüme,

Mideme aldığım darbenin sertliği yakınca canımı, ben:

“Anam!” diye karşıladım acıyı.

Anamdan imdat bekledim.

Sırtımda tekme izleri, kolum kanlar içindeyken ben hep:

“Anam!” diye sızlandım.

O gün fark ettim aslında, anne sevgisinin ihtiyari bir şey olmadığını.

Bizim Türk ateistlerin korkunca: “Allah!” diye bağırmaları gibi bir şey bu:

Fıtri…

O günden sonra ben bu soruya ne cevap verirsem vereyim, yüreğimi iki eşit parçaya bölüp, ikisine verdim.

Ne bir eksik ne bir fazla…

Bizim kaderimize hasret düşmüş ya,

Onlar geldi bu kez ben çıktım gurbete.

Sebebi, babamınkiyle aynı…

Ama anam hep yüreğimde ayırdığım yerinde….

Sonra, ikisini de gurbette bırakıp, Türkiye’ye geldim ben.

Sebebi malum…

Babamın deyişiyle:

“Okuyup adam olmaya”.

Ben dedemin evinde büyüdüm, desem yeridir.

Nenem baktı bize.

Yedirip içirdi, giydirip kuşattı.

Aynı evde 10 kişiyiz ama 8’i erkek.

Bu sekizden bir tek dedem mazbut …

Bir tek dedem biliyor usulet ve suhuletin anlamını.

Sekizinin yedisi birbirinden beter, her biri ayrı bir afet…

Bizi büyütürken ne evlatlarından ayırdı ne de yüksündü nenem.

Aksine, en az Taner’i koruduğu kadar -belki daha fazla- korudu beni evdeki diğer büyüklerin şerrinden(!)

Çok kahrımı çekti.

Üstüme titredi.

Balasının balasıydım, belki ondandı kıymetim.

Nenem çok severdi beni,

Ben çok severdim nenemi.

En çok da gülüşünü…

Gamzeleriyle birlikte gözleri de gülerdi.

Okula başladım.

Birinci sınıftayım.

Herkes öğrenmeye çalışırken harfleri ben okuyup yazıyorum.

Okulu sevmiyorum ama.

Parmak kaldırmıyorum,

Sorulan soruya cevap vermiyorum.

Sevmiyorum öğretmeni.

Adını bile hatırlamıyorum şimdi, o derece yani.

Sonra öğretmen bir gün yanında genç bir kadınla geldi.

Tayini çıkmış, kendisinin yerine bizim sınıfa o öğretmen atanmış.

Beni var yanağında,

Esmer güzeli.

Adı, Dilber’miş.

Öğretmen takdim edince onu, tebessüm etti.

Ben öyle geldi ki annem gülüyor.

O öğretmen gitti, dilber öğretmen kaldı sınıfta.

Tek tek tanıştı hepimizle.

Ben iki ismimi de söyledim.

O, Mehmet diye seslendi diğer soruda.

Bilseniz Mehmet deyişi nasıl sıcak…

Anamın balam deyişi gibi…

Ben o çocuk aklımla,

O gün, orada,

Annem bildim Dilber öğretmeni.

Ve o kadar çok sevdim, yerine hiçbir öğretmeni koymamacasına.

30 yıl sonra, bir güzel arkadaşımdan alıp telefonunu:

“hocam, ben sizin öğrencinizim.” dediğimde:

“Mehmet, oğlum sen misin?” dedi,

Otuz yıl önceki sıcaklık hâlâ sesinde.

Onun için yazıp sosyal medyada paylaştığım bir şiiri haber vermişler.

Okuyup hemen aramış.

Ağlamaktan konuşamadı, iki gözü iki çeşme.

Üniversitedeydim.

Bir kız çıktı karşıma.

Bizim oralardan değildi ama,

Adı anamın adı,

Huyu anamın huyu…

Nenem gibi gözleriyle gülüyor,

Beni çağırırken sesi, öğretmenimin sesi kadar güzel çıkıyor.

Ben sevdalandım bu kıza.

Onunla birlikte yaşlanayım istedim.

Kahrımı o çeksin, birinin kahrını çekeceksem, kahrını çektiğim o olsun.

Olacaksa çocuklarım, anaları o olsun istedim.

“Evlen benimle” dedim,

Boş bulunup:

“Tamam” dedi.

Bana iki güzel evlat verdiği yetmiyormuş gibi, onlarla birlikte beni de büyüttü(!)

Bu gün anneler günü…

Yukarıda saydıklarımdan, mekanı cennet olsun, bir tek nenem hayatta değil.

Nenem: “Analar günün kutlu olsun nenem!” dediğimi duyamayacak, haksızlık olacak diye,

Anamı da Dilber anamı da aramadım.

Hanımın gününü de kutlamadım.

İçimden yazmak geldi yüreğimin annelerine.

Oturdum yazdım işte.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Dilber Turgut.
Dilber Turgut. - 3 ay Önce

Her yazdığını okadar büyük bir gururla okuyorum ki anlatamam.seni çok seviyorum canım oğlum

Muharrem Kılıç
Muharrem Kılıç - 3 ay Önce

Gurbetteki Babanın hasretini çekmeyen bilmez. Doğduğum gün gitmiş babam sakın gurbete gurbet dediysek öyle yakın yer değil. 3500 km ötede. Uçak filan o zamanlar lüks. Trenle gitmişler Almanya ya... Hiç yakamı bırakmadı o gurbet. Babam döndüğünde ben 20 yaşındaydım, bu seferde oğlum gitti derken hiç bırakmadı yakamı zalim Almanya.. Artık mezarda biter herhalde bu hasret. Ondanmıdır bilmem bende hep babamı severdim..

Neşe Yılmaz
Neşe Yılmaz - 2 ay Önce

Hüngür hüngür ağladım oh be!! Hocam yüreğine,duygularına,içinde bizden olanlarında sakladigin cümlelere sağlık.ne güzel ne gerçek