Bakın, burası Ağrı. Kadim toprakların, sabrın ve dayanışmanın şehri. Ancak bugün, bu toprakların evlatları kendi hayatlarından vazgeçiyor. Bir ay içerisinde artış gösteren bu vakalar, sadece istatistiksel bir veri değil; her biri, yitip giden bir umudun, ifade edilemeyen bir derdin ve toplum olarak nerede hata yaptığımızın ağır bir faturasıdır.

​İşin en acı tarafı ise bu durumun gençler arasında bulaşıcı bir "akım" halini almasıdır. Bir gencin yaşadığı çıkmazın, bir başkası tarafından "çözüm" gibi algılanması, o yaşlardaki kırılgan psikolojinin uçuruma nasıl sürüklendiğinin en net göstergesidir. İntihar, bir kahramanlık değil; bir çaresizlik çığlığıdır. Ancak üzülerek görüyoruz ki, bu çığlık artık romantize ediliyor, sosyal medyada bir "durum" haline getiriliyor ve maalesef diğer gençlere tehlikeli bir model teşkil ediyor.

Bu durum sadece Ağrı’nın bir sorunu değil; ülkemizin dört bir yanından yükselen, her geçen gün daha da şiddetlenen sosyolojik bir yaradır. Neredeyse her gün, Türkiye’nin farklı noktalarından gelen acı haberlerle sarsılıyoruz. Büyükşehirlerin karmaşasından küçük Anadolu şehirlerinin sessizliğine kadar, toplumun her kesiminde bu tür vakaların arttığını gözlemliyoruz.

​Peki, neden?

Ağrı'daki Genç Öğretmenin Ölümü İYİ Parti Sürecin Takipçisi Olacak
Ağrı'daki Genç Öğretmenin Ölümü İYİ Parti Sürecin Takipçisi Olacak
İçeriği Görüntüle

​Gençlerimiz neden hayattan bu kadar çabuk vazgeçiyor? Ekonomik kaygılar mı, gelecek belirsizliği mi, yoksa sosyal medyanın yarattığı o yapay, kusursuz görünen hayatların altında ezilen gerçek benliklerin yarattığı hayal kırıklığı mı?

​Bu bir süreç ve bu süreç hepimizin sorumluluğunda. Bir genci, yaşadığı o karanlıktan çekip çıkarmak sadece ailesinin değil, komşusunun, öğretmeninin, yerel yöneticilerin ve biz basın mensuplarının görevidir. Eğer bir genç, kendisini bir köprünün kenarında veya bir pencerenin önünde "moda" olduğu için buluyorsa, biz toplum olarak o gencin gözlerinin içine bakmayı unutmuşuz demektir.

​Ağrı’nın havası serttir, insanının yüreği ise sıcaktır. Gelin, bu sıcaklığı birbirimize sarılarak, dertleri paylaşarak ve en önemlisi "anlayarak" koruyalım. İntiharı bir haber başlığı olmaktan çıkarıp, önlenebilir bir toplumsal sorun olarak ele almalı; gençlerimize hayatın her türlü zorluğa rağmen yaşamaya değer olduğunu hatırlatmalıyız.

​Unutmayın; bir gencin hayatını kurtarmak, tüm dünyayı kurtarmaktır. Bugün o gence dokunmazsak, yarın başka bir evlatla aynı acıyı yaşamayacağımızın bir garantisi yok.

​Lütfen, sessiz çığlıkları duyun. İnsan hayatı, hiçbir "akıma" veya "modaya" kurban edilemeyecek kadar kıymetlidir.

​Ağrı, silkelen ve kendine gel; evlatlarına sahip çık!