KARLAR ALTINDA BİGÜNAH YİĞİT

Böyle bir gün değildi.

Soğuktu.

İliklerimizi üşütecek kadar sert bir kıştan çıkmamıştık henüz.

Mart’tı.

Dertti.

Hatırlamıyorum kimdi, ama:

“Muhsin Abinin helikopteri düşmüş!” dedi biri.

Ben: “ Televizyon!” diye bağırmışım.

Gara Abimin seyirtişini hatırlıyorum.

Bir haber kanalının numaralarını tıklayışını uzaktan kumandada…

“Çağlayancerit” diyor; “Helikopter düştü!” diyor, “Arama çalışmalarına başlandı!” diyor makina yeknesaklığında bir ses tonuyla haberleri sunan asık suratlı kadın.

Ve bütün bu parça bölük hatırladığım şeylerin ya başında yada sonunda Muhsin Yazıcıoğlu’nun adını zikrediyor.

Gara abim hepimizden yiğittir bu mevzularda. Yekten söyleyiverir düşündüğünü:

“ Kurtulamaz başkan!” diyor.

Ben onca sene içinde belki de ilk ve son kez kötü bakıyorum ona.

“Arama çalışmaları başlamış ya işte. Koca devlet bir helikopteri mi bulamayacak!” diye bağırmak geliyor içimden ya niyeyse hiçbir şey söylemiyorum.

O sandalyenin kenarına ilişiveriyor gözlerinde duman duman bir bulut; haberdeki mühim bir kelimeyi kaçırma korkusuyla ben televizyona kilitleniyorum.

Her geçen dakika biraz daha zayıflıyor yoksul umudum.

Şu televizyonu parçalayasım var,

Bağıra çağıra sövesim, hıçkıra hıçkıra ağlayasım var ama…

“Çağlayancerit ne ya?” diyorum gözlerimde birikmeye başlayan yaşları geri iterek.

“Koskoca bir genel başkanın ne işi olur kasabadan bozma bir ilçede?” diye kızıyorum içten içe.

Sonra vazgeçiyorum kızmaktan.

Bu söylediğim genel başkanlar için geçerlidir Muhsin Abi için değil ki.

Hâlâ Ocak başkanı o, parti başkanı olmadı ki hiç.

Çağlayancerit’teki gönüldaşları ısrar etmiştir muhakkak.

Türkiye’nin herhangi bir coğrafyasında dara düşen bir ülküdaşını korumak için hiçbir şey hesap etmeden, hiç düşünmeden belanın üzerine yürüyebilen adamlar “Reis” olur bizde. Yıllar sonra Fırat Çakıroğlu’nun yürüdüğü gibi…

O da gitmiştir işte…

Kazanacağından değil, Ülküdaşları gelmediğine kahredip gönül koymasınlar diye.

Kazanamadı da zaten.

O canını attı Keş Dağlarına onlar için de onlar sandığa bir oy atamadılar Muhsin abinin hatırası için.

Sanki Yunus Emre, O’nun için söylemişti:

“Bir garip ölmüş diyeler / Üç günden sonra duyalar” mısralarını.

Öyle oldu hakikaten.

Uydudan gecenin kör karanlığında, kara yerde, kara karıncayı bulan teknoloji Muhsin Yazıcıoğlu’nu bulamadı üç gün.

Gitmedim Ankara’daki cenaze törenine, gidemedim.

Türkeş’in vefatında, o karlı Ankara gününde tüketmiştim takatimi.

Bu acıya takat getirebilir miydim?

Bilmiyordum.

Korktum, gitmeye güç yetiremedim.

“Ölülerinizi hayırla yad ediniz” diyor yürüyen Kur’an.

Bundan sebep biz de çoğunlukla: “Her kim ki bu davaya kıl kadar hizmet etmişse Allah ondan razı olsun” cümlesini bir ezber gibi tekrarlayıp duruyoruz işimize geldiği müddetçe. Milliyetçiliği ve Müslümanlığı kimseye bırakmayan, parti taassubundan gayrı bir fikir serdedemeyen yeni yetme ülkücü tipi, “Hain” diyor Ocaklar var oldukça adı kendisiyle birlikte anılacak olan ve bu güne kadar Ocak genel başkanı olarak en iyi bildiklerimizin bile yanına yaklaşamadığı efsane Ülkü Ocakları Başkanı için.

Oysa parti ayrılığının yaşandığı o ilk günlerde bile ülkücü olduğunu zanneden bir ukala üniversite öğrencisinin – ki bu ben oluyorum.- aksi bir cevap versin de afili bir aforizma ile O’nu protesto edeyim diye sorduğu:

“Hareketi terk ettiniz. Şimdi necisiniz?” sorusuna göz kırpma anını bile beklemeden:

“Türk Milliyetçisiyim.” diyen; kör nefsini bir kenara atarak, kendisine teklif edilen bol paralı ve ünvanlı dış kaynaklı projeleri milletine ve devletine ihanet kabul ettiği için reddeden ve bunun bedelini de canıyla ödeyen ADAMdır Muhsin Yazıcıoğlu.

Halbuki onu bu yola sürükleyenler zaman içerisinde birer beşer Muhsin Başkanı terk etmiş ve kimi eski yuvasına dönmüş kimisi de daha zengin siyasi çöplüklerde pis nefsini doyurma yolunu seçmişlerdir.

Anı yazmayı sevsem, size onun insanlığını, tevazuunu, milliyetçiliğini anlatan bir sürü anektod naklederim ya biliyorum ki kafa itibariyle mermer ile mütecanis olana, tutulacak senfoni orkestrasının bile hayrı olmayacaktır.

İnsandır Muhsin Yazıcıoğlu.

Hata yapmış mıdır?

Enbiya sınıfından olmadığına göre, elbette.

Ama hatasında bile samimidir.

Onunla hasbelkader karşılaşmış, muhabbet etmiş, kendi bilgim, fikrim ve görüm oranında samimiyetini ölçmüş, O’nu çok takdir etmiş ve bu arenada Başbuğ’dan sonra en çok O’nu sevmiş ama O’na bir tek oy bile vermemiş biri olarak kesin bir kanaatle derim ki Muhsin Yazıcıoğlu siyasi hayatında da, ölümünde de samimiyetinin, birlikte yola çıktığı insanlara şeksiz güvenin ve idealizminin kurbanı olmuştur.

Din gününün sahibi, hesap görüldüğü vakit Muhsin Yazıcıoğlu için şehâdetimi kabul ederse eğer, huzur-ı İlahi’de ikrar ederim ki:

Bütün ömrünce gerçek bir Ülkü Ocakları Başkanı nasıl yaşamalıysa öyle yaşamaya çalışmış katıksız bir insan, iyi bir Müslüman, soyuna yaraşır bir Türk, Başbuğunun izinde bir yiğit ülkücüydü.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mahmut ARSLAN
Mahmut ARSLAN - 5 yıl Önce

Yüreğine kalemine sağlık Zeki abi. Anlattığın gün bugün gibi geldi aklıma. Gün ne ki hafta. Öyle dolanmıştım gözleri dolu ağlayamamıştım da. Hala Ağrı denince bir o ağrıyı hatırlarım geçen 6 yılımda.

Muharrem Kılıç
Muharrem Kılıç - 5 yıl Önce

Zeki KILIÇ Hocam kalemine sağlık. Okudum ve paylaştım ki idealist duruş nasıl olur millet görsün.