24 NİSAN YAKLAŞIRKEN… (Karslı Dudu'nun Hikâyesi)

Karslı Dudu'nun Hikâyesi

24 NİSAN YAKLAŞIRKEN… (Karslı Dudu'nun Hikâyesi)

Bir dönemler Rusların gölgesinde olan Kars'ın Zarşat yöresinde Dudu isimli bir kız çocuğu gelir dünyaya. Babasının altıncı, anasının ilk çocuğudur. Dudu'nun babası bir çift öküz, bir gem verip getirir anasını kuma üstüne. Sorsan kimseler de bilmez Dudu isminin manasını. Oysaki komşuları olan ihtiyar bir Malakan kadın verir bu namı ona. Eskiden Ermeniler'de gün görmüş, çile çekmiş kadın demektir Dudu. O yaşlı kadın da Dudu'nun çekeceği çileyi baştan bilmiş olsa ki bu adı layık görür bir bebeğe. Daha doğar doğmaz en oyalısından leçeği çekilir başına ve en kızılından kınası yakılır eline. Böylece onbeşinde gelmiş gibidir dünyaya bizim Dudu. Zati eskilerde çekecekleri cefadan ötürü onbeşinde gelirlermiş sanki kız bebeleri dünyaya; erkekler ise sırtındaki kambur ile anca altmışında... Geriye de artık ne kadar ömür kalırsa o kadar yaşarlarmış oralarda. Ve böylece başlar Dudu'nun hikâyesi bu minval üzerine.

Zaman geçtikçe dünya tüm güzelliklerini toplayıp da Dudu'nun yüzüne misafir olur sanki. Nurani çehresine bezeli o kapkara kocaman gözleriyle dünyaya bakışı yok mudur hele, gören bir daha görmek için ne boran dinler ne de toz duman. Böyle böyle varır gelinlik çağına Dudu. Varır varmasına da ne Zarşat'ın ne de Şöregel'in atlıları eksik olur kapılarından. Cümle âlem taliptir Dudu'ya. Ee artık baş göz etme vakti gelmiştir! Böylece verirler Dudu'yu Şöregelli Hemid'in oğluna. Bir uğursuzluk olur diye tez elden toy kurulur, davullar vurulur bir camışkıran ayazında. Bilen bilmeyen, gören görmeyen toplanır Şöregelli Hemid'in damına o camışkıran ayında. Yerler, içerler, oynarlar… Böyle böyle akşam geceye doğru ilerler davul zurna havasıyla.

İşte tam o sırada bir karartı yola çıkar köyün yamacından. Öyle bir karartıdır ki, kapatır ayın kalan ışığını da. Onlarca atlıdır o karartının sebebi. Revan'dan gelen onlarca Ermeni komitacı… Girerler köye atlarının ayaklarındaki nefretle. Basarlar düğün evini ve toplarlar herkesi Hemid Ağa'nın ahırına. Kapatırlar kapıyı feryat figan üstüne. "Yapmayın etmeyin, gardaşız, komşuyuz, ekmek tuz hakkımız vardır sofranızda; boynunuzun borcu vardır kılıncımızda" deseler de nafiledir. Otu, samanı atarlar üstlerine ve verirler ateşi Hemid'in damına. Çoluk çocuk, yaşlı kim varsa cayır cayır yanarken, insan etinin alaca dumanı yayılır dört bir yana. Ama doymazlar insan etine. Atlıların başındaki Saldat; "Getirin gelini buraya, getirin de bir hayırlı olsun toyun diyelim hele." diye emir buyurunca başlar Dudu'nun çilesi de. Bağlarlar Dudu'nun incecik ellerini Malakan kendiriyle. Ve atlarının ardından sürüklerler uğursuz Revan eline. Ne gecenin zemherisini dinlerler ne de gündüzün nurunu. Dur durak bilmeden sürerler atlarını. Ve varırlar Elegez Dağı'nın eteklerine. O dağ ki, senelerce dost olmuştur İslam eline. O dağ ki, onlarca asır tanık olmamıştır böylesi bir namertliğe. Ve Dudu… Gece rengi gözlerin yurdu. Ama şimdi birkaç haydutun tutsağıdır. Tüm vücudu kan içinde, simsiyah saçları çamurda can vermektedir. Aylarca ordan oraya sürüklenip durur. En sonunda ise çektikleri yetmemiş gibi satarlar Dudu'yu birkaç altın paraya Revan'ın yetmişlik zenginine. Kâh bir atın çiftesinde, kâh bir tarlanın cehenneminde yıllarca sürüp gider Dudu'nun çilesi.

Yedi güzlük, yedi kışlık çilesini doldurmuştur Dudu Ermeni diyarında. Ama yedinci senenin sonunda başındaki sahibi öldürülüp derinlere gönderilir kızıl ihtilalcilerin hançeriyle! Fırsat bu fırsattır diye bir yolunu bulup kaçar güneşin doğuşunu alarak sırtına Revan'dan. Kurda kuşa yem olmayı yeğler tutsak olmaktansa. Günlerce yol gider ve varır sonunda dumanı başında tüten yeni yurdun hududuna. Aşar İslam hududunu ve erişir gördüğü ilk köy olan Topal Hemdi'nin kapısına. Anlatır künyesindeki kara yazgıyı aman dileyerek. Yorgunluktan ve açlıktan günlerce hasta düşse de ayaklanır sonunda konuk olduğu hanede. Yeniden düşer böylelikle yollara. Muradı, görmektir anasını, atasını dünya gözüyle. Sonunda ulaşır köyüne Dudu. Ama bir de görür ki, ne köy kalmıştır geride ne de ana baba. Komitacılar onun köyünü de basmışlardır seneler evvel bir kuşluk vaktinde. Toplayıp katletmişlerdir masumların ekserisini. Kalanlar ise "kaç ha kaç" deyip çekip gitmişlerdir memleketin garbına. O gün bugün geri dönen olmamıştır Zarşat'ın o civarına. Dudu da atar kendisini böylece dağların insafına. Ve ondan sonra kimseler de görmez Dudu'nun simsiyah gözlerini.

Duduların hikâyelerini ne bilen vardır ne de anlatan. Falanca kişinin gelini, filanca kişinin kızı diye anlatmıştır eskiler bir zamanlar, hepsi bu kadar. Sonra da unutulup gitmişlerdir. Ne yakılan bir ağıtları vardır, ne de göğe savrulan destanları. Onlar bu vatanın kabirsiz sahipleridir. Hesapları ise kalmıştır anca Divan'a.

Kalın sefa ile…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Erol ÇETİN
Erol ÇETİN - 2 ay Önce

Eline sağlık gözel olmuş

Adsız
Adsız - 2 ay Önce

Bu topraklarda yaşayan herkes bedeli çok ağır ödemiştir. Selam ve dua ile

SIRADAKİ HABER