SARIKIZ EFSANESİ VE…

Barış Ülker ve son yazısı Sarı Kız Efsanesi

SARIKIZ EFSANESİ VE…

Dünya'nın en güzel ve en şiirsel şehirlerinden biridir Çanakkale. Vaktizamanında işte bu anlamlı şehrin Ayvacık İlçesi’nde saçları sapsarı bir kız çocuğu ayak basar yaşama. Güneş en güzel gülücüklerini Çanakkale’ye bahşettiğinden midir yoksa üç denizin el ele verip bu şehri süslediğinden midir bilinmez ama sapsarı saçların rengârenk gözlerle bezendiği çok az şehirden biridir Çanakkale. Ve bu kız çocuğu da şehrin tüm güzelliğini atıp da sırtına gelmişti sanki dünyaya. Ne var ki bahtı, nur paresi yüzü gibi aydınlık değildi. Çok küçükken annesini yitirince yoksul babası onu alarak Çanakkale’nin başka bir yerine yerleşir. Gel zaman git zaman, sarı kız büyümüş. Öylesine bir güzelliğe bürünmüş ki, akça yüzünde parıldayan gözlerine her kim bakıyorsa meftunu olurmuş sarıkızın. Gelin görün ki bir tek yüzünün güzelliği değilmiş ona meftun olmanın sebebi. Aynı zamanda aklının keskinliği, vicdanının temizliği ve ahlakının berraklığı da onu o yörenin kadınlık timsali haline getirmiş. Anasının yokluğundan olsa gerek ki babasına ayrı bir sevgi besleyen sarıkız, babasının en büyük emeli olan hacca gitmesi için babasını razı etmiş. Kızını kıramayan baba, haccın yolunu tutmuş. Tutmuş tutmasına da ondan sonra sarıkızın hayatı tamamen tersine dönmüş. Sahipsiz olmasından dolayı gönlünü ya da nefsini sarıkıza kaptıran herkes sarıkızın evinin önünde yatıp kalkar olmuş. Ancak sarıkız tabiatın en güzel rengiyle süslenmiş gözlerini hiç kimseye göstermeden yaşamını sürdürmeye devam etmiş. Fakat hiç rahat bırakır mı elin dili onu? Yüzünün güzelliğine ulaşamayan herkes iblisin nefretine ulaşmaya başlamış. Böylece dedikodu başlamış. O kadar ileri gitmiş ki bu dedikodu, artık herkesin dilinde sarıkızın olmayan günahı dolaşır olmuş. Eee güzelin bahtı budur işte! Ya dillerde eskir güzelliği ya da bedenlerde. Her neyse… Yaşamı zindana dönen sarıkızın babası dönüp gelmiş bir gün hacdan. Gelmiş gelmesine de ama hiç kimse ona selam vermez olmuş. Başta ahalinin neden kendisine selam vermediğini anlamasa da sonunda öğrenmiş el âlemin dilinde dolaşan gıybeti. Önceleri inanmasa da bir süre sonra o da inanır olmuş bu dedikodulara. Ve bir gün dayanamamış artık, vermiş kararını, öldürecekmiş sarıkızını. Ne var ki baba yüreği bu, duramamış verdiği kararında. Çözümü ise başka bir yerde bulmuş. Almış nur paresi sarıkızını yanına ve atmış yaşlı bedenini dağların insafına. Giderken de yanına köyünden bir de kaz almış. Maksadı, atmakmış kızını kurdun kuşun merhametine. Böylelikle kızını dağların doruklarında bırakarak bir bahane bulup kaçmış oradan. Gönlü kırık bir şekilde köyüne dönmüş sarıkızın babası.

Aylar ayları, yıllar da yılları kovalamış. Bir gün bir kervan o dağların olduğu yerde yolunu kaybetmiş. O çaresizliğin içinde karşılarına güneş parçası bir kız ve bu kızın etrafını çeviren bir kaz sürüsü çıkagelmiş. Ve yolunu kaybeden kervana gidecekleri yolu göstererek gözden kaybolmuş. Ne olduğunu anlayamayan kervanın yolcuları vardıklarında bu olayı dört bir yana anlatıp durmuş. O kadar yayılmış ki bu olay yaşlı adamın da kulağına ulaşmış. Yaşlı adam güzel bir kız ve kazları duyunca şüphelenerek atmış kendisini yine dağların ortasına. Bir bir dolaşıp durmuş dağları. Ve sonunda kervanın dediği kızla karşılaşmış. O kız yıllar önce terk edip gittiği sarıkızıymış. Yaşadığı vicdan azabına rağmen kızı onu gönül dolusu bir sevgiyle karşılamış. Babasının ne ağlamasına müsaade etmiş ne de yakarmasına. Öyle ki, gösterdiği hürmetten dolayı babasına abdest alması için bir çırpıda bir güğüm su hazırlamış. Babası suyu ağzına götürmüş ama suyun tuzlu olduğunu görmüş. Sarıkız mahcubiyetle yanlışlıkla deniz suyu getirdiğini söylemiş. Kollarını vadiliklerin boşluğuna uzatmış ve yine bir çırpıda tatlı su getirmiş. Babası gene suyu ağzına götürür götürmez birden her yeri karanlık sarmış. Göz gözü görmez olmuş karanlıktan. Ne var ki çok sürmemiş karanlığın o simsiyah ışıkları. Gün açmış yeniden. Babası bir korkuyla gözlerini sarıkızın olduğu yere çevirmiş ama bir de ne görsün? Kimseler yokmuş… Sarıkız sırra kadem basmıştır. Böylece anlamış kızının erdiğine. Başka bir şey daha anlamış acılı baba. O da kızına iftira atıldığını. Dönmüş sonra yüzünü göklere. Öyle bir beddua atmış ki köyüne; ne köy kalmış ne de köyünden bir insan geriye. Tarumar olmuş sarıkıza dil uzatan herkes. Vurmuş böylece baba kendisini dağlara. İnim inim yayılmış feryadı bugün adına Kazdağları denilen o cânım diyarda…

Sevgili canlar; böylece geldik bu hikâyenin de sonuna. Yine düşmüş gökten üç elma… Birisi yiğitlerin başına, birisi haysiyetli olanların başına, birisi de Kazdağları'nda, Süphan'da, Gâvur Dağı'nda ve memleketin her taşında yeşerecek olan yiğit ve haysiyetli evlatlarımıza…

Kalın selametle…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Taner YAŞAR
Taner YAŞAR - 2 hafta Önce

Yiğitlik odur ki; aklını gönlünden beri tutmak, adamlık odur ki sevdiğini "her şey" e rağmen kollayıp kollamak
Saçının rengi sarı olmasa da kaderi aynı olan niceleri ne yazık ki oldukça fazla Vatanın dört bucağında

Bir de haysiyet sözcüğünün anlamını sözlüklerde bulamayacak kadar haysiyetsizler de azımsanmayacak kadar çok, onlar düzelene ya da yok olana kadar şeref ve onur haysiyete dargın kalacaktır.

SIRADAKİ HABER